Feel Good About Your Hair Again!

 
Şimdi Şipariş
edin ve sonuçları
8 haftadan sonra görmeye başlayın.
 
 

Have Questions? Contact a sales represtative.







Binlerce yıldır insanlığın gündemindeki en önemli sorunlardan biri olarak yerini koruyan saç dökülmesi artık bilimsel yöntemlerle tedavi edilebiliyor. İleri düzeyde saç kaybına çare olan yöntemler arasında en etkili olanı kuşkusuz saç naklidir. Saç dökülmesi henüz başlamış yada düşük düzeyde olan kişilerde ise artık çok etkili bilimsel bir tedavi yöntemi var:
Lazer Foto-Terapisi...

Amerika'nın Florida eyaletinde faliyet gösteren Lexington International, 20 yıllık klinik deneyim ve araştırma-geliştirmeden sonra, sağlıklı saçlar için elle tutularak kullanılabilen Lazer Foto-Terapi cihazını, yani HairMax LaserCombTM'u geliştirmiştir. ABD'de patentli olarak üretilen LaserCombTM, saçların dökülmesini kontrol altına almak, saçların daha kalın, daha hacimli ve daha sağlıklı olmasını sağlamada ilave katkı maddelerine veya bu amaçla kullanılan losyonlara gerek duymayan etkili bir tedavi yöntemidir.


Foto-Biyo Terapi (Işık Terapisi)

Fotonlar cildin üzerine uygulandığında, cilt ve alttaki doku tarafından emilerek bu foto-stimülasyon işlemi sırasında vücut içinde gerçekleşen biyolojik değişiklikleri tetikler. Foton enerjisi DNA tarafından absorbe edilerek, DNA'yı aktive eder. Hücrenin DNA'sı daha sonra bu yeni enerjiyi hücre duvarlarına bir protein ve kalsiyum transferi ile iletir. Daha sonra hücre duvarları sağlıklı hale dönüşerek hücrenin yeniden tam kapasite ile çalışmasına izin verir.

Işığa maruz kalan dokularda kan dolaşımı artar, bölyelikle civardaki dokulara zarar vermeden en çok ihtiyaç duyulan bölgeye vitaminlerin ve besinlerin taşınmasına yardımcı olur. Kan dolaşımındaki artışın sonucunda toksinler ve diğer atık yan ürünler saç hücrelerinden uzaklaştırılır.

Işık terapi ayrıca “foto terapi” olarak adlandırılmaktadır. Örneğin, gözle görülebilir kırmızı ışığın hücresel düzeyde yaşayan dokular üzerinde olumlu değişiklikler yaptığı gösterilmiştir. Yüzeye yakın problemlerin tedavisinde çok faydalıdır. Cilt katmanları yüksek kan ve su miktarı içerdiğinden kırmızı ışığı çok kolay absorbe eder. Kırmızı ışık bir lazer veya bir LED – türü cihaz tarafından üretilebilir.


  • Lazer Nedir?

İki tür lazer vardır: Yüksek Güç veya “Sıcak Lazer” ve Düşük Güç veya “Soğuk lazerler”. Bir makinanın sıcak veya soğuk olduğunu tayin eden şey o makinadan çıkan ısı miktarıdır.

Sıcak lazerler termal (ısı) değişiklerine neden olur ve dokulara zarar verir. Yalnızca tıbbi alanda kullanılmaktadırlar. Soğuk lazerler ise dokularda ısı değişikliklerine neden olmadığından kullanılmalarına izin verilmiş, estetisyenler tarafından güzellik salonlarında ve sağlık merkezlerinde kullanılmak üzere son yıllarda ABD FDA'dan onay almıştır.

Günümüzde “Soğuk Lazer” bazen Düşük Düzey Lazer Terapi (DDLT) veya Düşük Işık Lazer Terapi olarak adlandırılmaktadır. Bazı doktorlar bunu “Soğuk Işın Terapisi” olarak da adlandırmaktadırlar. Diğer yanda, düşük güç lazer veya düşük düzey lazerde, çıkış gücü düşüktür ve dokulardaki hidrojen bağlarına zarar vermez, fotokimya etkisinin dışında herhangi bir değişikliğe neden olmaz.

  • Lazerlerin Tarihçesi

Lazerlerin icadı için gerekli olan bilimsel prensiplerin çoğu 19. ve 20. yüzyıl başlarında ortaya konmuştur. 1864'te Maxwell tarafından dalga teorisinin, 1905'te Planck tarafından kuantum teorisinin tanımlarının yapılması ve 1913'te Bohr tarafından ortaya atılan atomik yapı bu teknolojinin ileride geliştirilmesi için yolu açmıştır.

Lazerlerin gerçek babası, 1917'de kuantum teorisi hakkında yazdığı bir makalenin bir bölümünde radyasyonun uyarılmış emisyonu üzerine teori geliştiren Einstein'dır. 1955'te Gordon tarafından Maser'lerin (Microwave Amplification of the Stimulated Emission of Radiation) ve 1960 yılında ise Maiman tarafından lazerlerin geliştirilmesinden sonra Einstein'ın teorileri pratiğe geçirilmiş oldu. Maiman'in parlak kırmızı dalga boyu ile yaptığı ilk çalışma bir kaç yıl içinde yeni lazerlerin ortaya çıkmasını sağladı. Bu lazerlere, 1961'de HeNe ve Nd:yag lazerler, 1962'de argon lazer ve 1964'te CO2 lazerler eklendi. Bu lazerler ortaya çıktıkları andan itibaren dermatolojik sistemler olarak kullanılmışlardır.

  • Lazer Işığı ile Gün Işığı'nın Karşılaştırılması

Lazer özel bir ışık türünü yayan bir aygıttır. Bu ışık özeldir çünkü tek bir dalgaboyunda ışık dalgalarından oluşur ve tüm dalgalar birbirini güçlendirir (ağır bir sörfün birçok küçük dalga yerine büyük dalgalarla kıyıya vurması gibi). Aynı zamanda dalgaların birbirini güçlendirdiği hizalanmış ışık olarak adlandırılır.

Normal gün ışığı hizalanmış ışık değildir ve maviden (400 nm) kırmızıya (750 nm uzunluk olarak) gökkuşağının tüm renklerini içeren farklı dalga boylarından oluşmaktadır. Budapeşte Üniversitesinden Prof. Mester ışığın hücreler üzerindeki fonksiyonunu açıklayabilmek için hayvan ve insan hücreleriyle bir çok deney yapmıştır. Monokromatik ışık DNA'yı etkileyerek, ışık gören bölgede lipoproteinlerin kullanılmasını sağlar böylelikle hücre daha iyi fonksiyon gösterip kolajen ve elastin üretir.

Dr. Mester'in deneylerine göre ışığın hizalanmış olması değil monokromatik olması hücrelerin üzerinde daha fazla olumlu etki yapmaktadır. Prof. Mester'in çalışmalarından sonra şirketler Düşük Düzey Lazer Terapi cihazları üretmeye başlamışlardır. Yapılan deneyler bu monokromatik ışığın, hücrelerin biyolojik fonksiyonları üzerinde önemli derecede olumlu etkisi olduğunu göstermiştir.


KOZMETİKTE LAZER KULLANILMALI MI?

Lazer İngilizce; Light Amplification by Stimulated Emission of Radition (uyarılmış radyasyon salınımlarıyla ışığın kuvvetlendirilmesi) cümlesindeki kelimelerin baş harflerinin alınmasından türetilmiş bir sözcüktür. Bu fenomen ilk olarak 1917 yılında Albert Einstein tarafından tanımlanmıştır. Einstein elektromanyetik ışınım ve madde arasındaki değişim etkileri üzerine birkaç temel görüş tanımlamıştı. Ayrıca indüklenmiş salınım üzerinde de yorumlar yapmıştı. Bütün bunlardan ne anlıyoruz.?
Atom en basit haliyle bir çekirdek ve etrafındaki elektronlardan oluşur. Elektron, enerjiyle karşılaştığı zaman bulunduğu yerden bir üst dereceye çıkar ve bir süre sonra kendiliğinden eski yerine döner. Bu arada bir ışın parçacığı bırakır.: Foton. Bu süreç “kendiliğinden salınım” olarak adlandırılır. Uyarılan elektron bir diğer fotonla çarpışırsa ilk başlangıç yerine dönmesi daha hızlı olur ve bu arada bir foton daha bırakır. Bu iki foton aynı dalga boyu uzunluğuna sahiptir ve monokromatik olarak adlandırılırlar. Işınlar yerine elektromanyetik dalgalardan da söz edebiliriz. Bu dalgalar salınım endüksiyonunu başlatır ve harekete geçen elektronun bir dalga daha oluşturmasına yol açarlar. Her iki dalga da senkronize ve aynı yönde hareket ederler. Buna da zamansal ve mekansal uyum denir.

Lazerin yapısı

Lazer temelde bir tüp ve bu tüpün içine doldurulmuş gaz, sıvı yada katı lazer aracısından oluşur. Bu lazer aracı ortamında, salınımın endükasyonu yoluyla monokromatik ve uyumlu fotonlar üretilir. Tüpün içindeki maddenin türü yayılan lazer ışığının dalga boyu üzerinde belirleyici etkiye sahiptir.
Lazer tüpü içindeki madde pompalama etkisi denen bir işlevle uyarılır, bu işlem, elektrik akımı, optik (yoğun ışın) yada kimyasal yolla yapılır. Lazer tüpünün iki ucuna aynalar yerleştirilir. Arka taraftaki ayna tüm fotonları yeniden lazer içindeki maddeye yansıtır. Çıkış aynasının, yansıtma yanında, belirli bir foton enerjisine ulaşınca geçirgen olma özelliği vardır. Böylece fotonlar aynalar aracılığı ile sürekli yansıtılırlar. Neredeyse çığ şeklinde bir ışık yoğunlaşması olunca ön ayna gerginleşir ve lazer ışını buradan çıkacak duruma gelir.

Power Lazer ve Soft Lazer

Belirleyici olan bir unsur da uygulanan enerjinin yoğunluğudur. Lazer iki kategoriye ayrılır: Yüksek enerjili lazer – power lazer ve daha düşük seviyeli lazer yada soft lazer.
 
Powerlazer öncelikle tıpta; özellikle göz hastalıklarında , damar operasyonlarında  kullanılır. Ayrıca idrar yolu taşlarının parçalanması ve flamentözlerin (kapiller damar rahatsızlığı) tedavisinde de kullanılır. Softlazerin enerji gücü 100Mw/cm2 den daha düşüktür. Bu tür lazer ler tıpta, kozmetikte ve ayak bakımında kullanılır.

Çok yönlü etki

Biyolojik dokular lazer ışınlarıyla etkileşime girdiğinde, fototermik, fotomekanik, biyokimyasal ve biyo- uyaran gibi birçok farklı etkiler ortaya çıkar. Bunları tek tek incelersek:
Fototermik etki: Lazer ışınlarıyla  oluşturulan enerjinin absorsiyonu (emilimi) dokularda ısı yükselmesine neden olur. Bu ısı yükselmesi dokunun özelliklerine (absorsiyon gücü, iletim yeteneği vs.), lazer ışınlarının yoğunluğuna ve süresine göre değişir. Doku ısısının yüksekliğine göre farklı bir takım süreçler oluşur. 40°C'a kadar termik efektler görülmez. 40-50°C arası hücre zarı çözülmeye başlar ve dışarıya albümin çıkmasına neden olur. Doku yeniden soğumaya başladığında komşu hücreler birbirleriyle kaynaşırlar. 60°C'den sonra albümin karakteristik özelliklerini kaybeder, değişime uğrar. Bu durum fotokoagulasyon (pıhtılaşma) olarak adlandırılır.
Yaklaşık 100 °C'den sonra doku içindeki su buharlaşır (fotovaporizasyon). 200-300 °C arası doku kömürleşir, bu da karbonlaşma olarak adlandırılır. 
 
Fotomekanik etki:  Fotomekanik efektler arasında buharlaşma (fotovaporizasyon) ve az yada çok güçlü , mekanik dalgaların oluşması sayılabilir. Bu dalgalar sözkonusu dokularda kısa süreli yüksek basınç değerleri ortaya çıkarır. Bu fenomen fotoablasyon (erime) olarak adlandırılır. Bu durum dokuya daha fazla termik yükleme yapmadan müdahale edilmesine olanak verir.
 
Biyokimyasal etki:  Rus asıllı A. Gurwitsch 1922'de, sonradan 1954'de Townes tarafından deneysel olarak doğrulanan, biyofoton teorisini ortaya atmıştır. Gurwitsch, hücrelerin ışıksal alanda, elektromanyetik dalgaların yardımıyla, birbirleriyle veri alış-verişinde bulunduklarını keşfetti. Bu zayıf ve o zamanlar henüz ölçülemeyen elektromanyetik dalgalar, biyofotonlar olarak adlandırıldı. Hücrede bulunan tek bir fotonun mevcudiyeti bile, reaksiyonun biyokimyasal olup olmayacağını ve reaksiyonun hızını ve dengesini belirleyebilir.  Bunun için oldukça yoğun lazer enerjisi uygulanmalı ve uygulamanın yapılacağı hücreler daha uzun süre ışına maruz bırakılmalıdır.  Tüm bu işlemler sırasında ısı yükselmesi görülmez.
 
Diğer biyokimyasal efektlerin amacı, enerji taşıyıcı ATP'nin(Adenosintriphosphat) hücrelerin güç santralı olarak adlandırılan mitokondriyonlarda çoğalmasıdır. Böylece fazla enerji gerektiren bir takım süreçler (örn. yaraların iyileşmesi) hızlandırılır. Oksijen gerektiren reaksiyonlar güçlendirilir. Oksijene olan fazladan gereksinim güçlendirilmiş bir mikrosirkülasyon sistemi ile sağlanır.
Biyo-uyaran etki: Düşük enerjili lazer tek tek hücreler ve farklı endojenik düzenleyici süreçler üzerinde etkili olabilir.  Bu biyo-uyarım ile kan damarları yenilenir., kolajen lifleri sentezi ve mikrosirkülasyon hızlandırılır, ayrıca bağışıklık sistemi uyarılır.

Pratik kullanım

Şimdiye kadar lazerin teorik yanını anlattık. Bu bölümde softlazerin kozmetikte ve ayak bakımındaki pratik kullanımları, kontrendikasyonları, güvenlik önlemleri üzerine açıklamalar bulacaksınız.
 
Softlazer kozmetikte sorunlu ciltlerde, yara izlerinde hamilelik sonrası cilt sorunlarında, damar çekilmelerinde couperose'da ( kırmızı ergenlik), variközlerin tedavisinde ve kasılmaların önlenmesinde kullanılır.
 
Soflazer ayak bakımında , tırnak yatağı iltihaplanmalarında, iltihaplı nasırlarda, parmak deformasyonlarında( örn. Hallux valgus) , siğillerde tedavi edici, tırnak mantarında koruyucu ve ayak refleks merkezine yapılan masajlarda yardımcı olarak kullanılır.
 
Softlazerle aynı zamanda akupunktur yada başka bir deyişle enerji noktaları hassas olarak uyarılır. Softlazerin bu tarz kullanımı kozmetik ve ayak bakımında da uygulanır. İğnelerle yapılan akupunktura göre lazer akupunkturu tamamen acısızdır. Ancak sonucun başarısı , deneyim ve akupunktur noktalarının doğru seçimine bağlıdır.

Lazer ve Biyolojik Dokular

Bir lazer ışını cilde ulaştığında diğer tüm ışınlar gibi yansıtılır, kırılır ve dağıtılır. Lazer ışını içeriye ulaşma aşamasında farklı deri katmanları tarafından sürekli zayıflatılır. Lazer ışınının etkisini belirleyen, değişik deri yapıları tarafından emilimin oranıdır.
  • Yansıma ve kırılma: Lazer ışını giriş aşamasında kırılma endeksine uygun olarak, farklı deri katmanları tarafından değişik oranlarda kırılır ve yansıtılır.
  • Dağılma: Lazer ışını derinin farklı yapıları (moleküller, lifler, küçük partiküler) ve deri katmanlarının hücreleri tarafından saçılır, dağıtılırlar.
  • Derideki Farklı Yapılar: Örn. Hemoglobin ( kırmızı kanrengi maddesi), su ve melanin-kromoforlar ( cilt ve saçların kahverengi maddesi) , farklı dalga boylarındaki ışını değişik oranlarda emerler. Böylece ışının çeşitli dalgaboylarında  lazer ışını kullanılması gerekmektedir.

Önce güvenlik

Softlazer uygulamalarından önce yan etkiler üzerinde önemle durulmalıdır. Tümörler, epilepsi ve hamilelikte dikkatli olunmalıdır. Rahim bölgesindeki hormon yönünden aktif bölgelere uygulama yapılmamalıdır. Lazer kullanımında güvenlik önlemlerine kesinlikle uyulmalı, kazaları önlemeye yönelik tedbirler alınmalı, kullanım kılavuzu dikkatlice okunmalı ve lazerin türüne uygun bir lazer gözlüğü kullanılmalıdır.
 
Ayrıca lazer ışını doğrudan gözlere yada cam, ayna gibi yansıtıcı yüzeylere tutulmamalıdır. Optik bir takım araçlarla lazer ışınına bakılmalıdır. Bu koşullara uyulduğunda lazer çok yönlü olanaklar sunacaktır.

Kaynak: Kozmetik Türkiye, Şubat 2005 Sayısı sayfa:22-23

HairMax LaserComb'un Avrupa Birliği Ülkelerinin
              Lazer Emniyeti Standartlarına Uygunluğu CE işareti ile tescil edilmiştir.

Ana Sayfa | Saç Hakkında | Laser Hakkında |  DDLT | Bilimsel Çalışmalar |  LaserComb | Öncesi-Sonrası 
 Saç Nakli | S&Y | Yılın Buluşu | Sertifikalar  | Neden LAserComb | Haberler | İletişim | Linkler

 
Copyright© 2005 DAMLA SAĞLIK Ürünleri San.ve Tic. Ltd Şti. Görüş ve sorunlarınız için info@damlasaglik.com.tr adresine mesaj gönderebilirsiniz.

DAMLA Sağlık Ürünleri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.
ATAŞEHİR 59 T-15 Ada Botanik Çarşı
T-1 Blok No:25 Kadıköy 34756 ISTANBUL
Sarıgazi V.D. 295 012 3960
Tel: 0216 456 4066 & 76    -   Fax: 0216 456 4088